Ebeveyn Montessori Eğitimi

“Bilinçli ebeveyn” camiasına yönelik pazarlama malzemesi şeklinde kullanılan iki kavram var son zamanlarda. Biri okul çağı çocuklarına hitap eden mental aritmetik. Diğeri ise daha küçük yaş grubuna yönelik olarak Montessori eğitim felsefesi.

Bu yazının konusu ikincisi.

Gün geçmiyor ki Montessori eğitim sistemini benimsediğini söyleyen bir anaokulu, bünyesinde Montessori sınıfı olduğunu ilan eden bir oyun/eğitim/etkinlik merkezi açılmasın. Meğer Montessori’yi ne kadar özümsemiş bir milletmisiz de bunca zaman haberimiz yokmuş.

Geçenlerde rastladığım ismi-lazım-değil bir etkinlik merkezinin tabelasında oyun grubu vesairenin yanında “Montessori” de yazıyordu. Normal sınıfların yanında bir de Montessori sınıfı varmış. Daha duyduğum anda ciddiye almadım. Montessori öyle tek bir sınıfla yapılacak bir şey değil ki! Sen Montessori sınıfa girince çocuğa birey olarak saygı duyuyor, oradan çıkınca farklı düşünüyorsan zaten bu işi yanlış yapıyorsun. Montessori bir eğitim felsefesi… Ya öyle düşünüyorsundur ya düşünmüyorsundur. O sınıfa girince öyle düşünüyorsun da, çıkınca farklı bir insan oluyorsun diye bir şey olabilir mi? Komik… Ama işte işe yarıyor ki pıtrak gibi açılıyor böyle yerler.

Peki, Montessori felsefesini gerçekten benimseyen, bu felsefeyi eğitime yansıtan okullar hiç mi yok? Var: İstanbul’da Küçük Kara Balık bunlardan biri. Ve şimdi Ankara’da MONED bir diğeri.

Ben ne Montessori eğitimi, ne de diğer eğitim felsefeleri konusunda bilirkişi değilim. Dolayısıyla hiçbir eğitim kurumuna bu konuda kefil olacak konuma da  sahip değilim. Ancak kitlesel eğitimdeki yanlışları görecek kadar bilgim/fikrim var. Son zamanlarda sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada uygulanmakta olan kitlesel eğitimin (klasik anlamda “okul”) niteliğini bayağı sorgular oldum… Hani demiştim ya, “Böyle gelmiş, böyle mi gitmeli?” diye… Bu noktada “alternatif eğitim” olarak karşımıza çıkan çeşitli felsefe ve eğitim sistemlerini de biraz daha yakından incelemeye başladım. “Alternatif”in aslında “gerçek” olması gerektiğini, “kitlesel eğitim” denilen geleneksel eğitim sistemlerinin bireyin değil, toplumun ihtiyaçlarına göre, neredeyse tornadan çıkmış gibi aynı düşünen, aynı tür işleri yapan bireyler yarattığını fark ettim. 

Ben bu geç kalmış aydınlanmayı yaşamakta olduğum için mi, yoksa bazı döngülerin zamanı geldiği için mi bilmem, alternatif eğitim kurumlarıyla çakışmaya başladı yolum. “Demokratik okul” modelini benimseyen Başka Bir Okul Mümkün girişimi, ve geçenlerde blog yazarlarını davet ederek bir tanıtım toplantısı düzenleyen, Reggio Emilia yöntemini kucaklayan Yeni Okul, ilkokul ve sonrasında alternatif eğitimi tercih etmek isteyenler İstanbullular için önemli bir boşluğu dolduruyor. Yine İstanbul Koşuyolu’ndaki Küçük Karabalık da anaokulu eğitiminde Montessori felsefesinin hakkını veriyor.

Ve şimdi, “Neden böyle şeyler sadece İstanbul’da oluyor?” diyenlere yanıt olarak önümüzdeki eğitim yılında Ankara’da veli inisiyatifi bir Montessori İlkokulu kurmayı hedefleyen Montessori Eğitim Derneği, önümüzdeki Pazar günü bir seminer düzenliyor: